“Onarıcı Adalet”in Adaleti Değil, İç Huzuru Onarmak Anlamına Geldiği Zaman

Translated by Canberk Aygün from original article here.

Solla ilgili derin ve temel bir fikir ayrılığım varsa, bu, toplu stabilite veya birliğin, kişisel özgür birlikteliğe sistematik olarak ayrıcalıklı görülmesidir. Solcu aktivistlerin genelde, özgürlüğe kıyasla, topluluğa çok daha fazla aç olmaları üzücü bir gerçek. Bunun bir sonucu da, çatışmayla baş etmedeki sürekli yetersizliktir, yani bölünmenin ve “iç huzura ihanet” in, çatışmanın altında yatan sorunlardan daha büyük suçlar olduğu duygusu.

Bunu, grupların devamlılığını, bireylerin özgür ve organik birlikteliğinden önde tutmak için büyük ölçüde çarpıtılmış olan konsensüs sürecinde görüyoruz. Aynı zamanda bunu, bir toplulukta -ne pahasına olursa olsun- barış, huzur ve birliğe dönmek isteyenler için bir afişten başka bir şey haline gelmeyen “onarıcı adalete” çağrılarda görüyoruz. “Onarıcı adalet” vizyonunda, amaç, istismarcı bir kişinin verdiği zararı geri almak veya teşkil ettikleri riski sınırlandırmak değil, istismarcı hakkındaki çatışmayı, tartışmaya daha az müsait kanallara yönlendirmektir.  Bu tür “onarıcı adalet” in temel amacı, yüksek sesli toplumsal çatışmalardan, arkadaşlıkların kopmasından vs. kaçınmaktır. Kısacası, taraf seçmek zorunda kaldıkları için sinirlenen görgü tanıkları için işleri kolaylaştırmaktır.

Elbette “onarıcı adalet” görünüşte “kazazedeye yönelik” olmalıdır, ancak bundan kaçınmak kolaydır – yalnızca “kazazede” yi belirli bir ilişki yerine genel bir kimlik haline getirin, o zaman herkes bir kazazede olduğunu iddia edebilir. Bu şey lanet olası bir sabit  istismarcı, tecavüzcü veya onların savunucuları, eylemlerine karşı yüzleşenlere “bir kazazede açısından konuşursam…” gibi sihirli boş sözlerle tepki verecekler. Sanki diğer eylemlerin kazazedesi olmak, sizi söz konusu eylemin kazazedesiyle aynı konuma sokuyor. Açıkçası bu saçmalık, fakat bu tür manevralar işe yaramaktadır, çünkü solcu aktivistler genellikle topluluğun psikolojik hissine yatırım yapmıştır. Aslında kazazedeyi iyileştirme ya da istismarı engellemek için değil, bu hissi “onarmak” için ne gerekiyorsa söyler ya da yaparlar.

Ve tabii ki örgütsel hiyerarşilerin en üstündeki istismarcılar ve sosyal kapitalistler, onlara karşı çıkan herhangi birine saldırmak için “o çok da onarıcı adalet değil”i kullanmayı seviyorlar. “Burada, suçlamaları gizli olarak çözmek için özel olarak tasarlanmış bir uzlaşma sürecimiz var, bunu kullanmıyorsan kötü niyetle hareket ediyorsun.” Böylece bilgi paylaşımı daha çok ihanet olarak çarpıtılıyor. Birinin deneyimlerini, istediği başka birine aktarmasının, “temel hak” a olabildiğince yakın olmasını ve bilginin serbest akışının, herkes için kişisel özgürlüğü arttırmak için kesinlikle kritik önem taşıdığını boş verin. “Onarıcı adalet”, sessiz kalma rejimlerini dayatma haline geldi. Kölelerin, kendilerini tecavüz eden aktivist patronlara karşı suçlamalarını uygun alt komisyona sunmalarını emreden, ve daha sonra örgütün boğucu iç sürecine uymadıkları için onları kınayan eski hantal sosyalist organizasyonların anarşist versiyonu. Gücünün altındaki zeminin çökmeye başlamasını izlerken dehşete düşüp “Nedir bu COINTELPRO?” diye haykıran bir başka orta yaşlı pislik adam. Ve böylece dalga halinde kendini beğenmiş “bu toksik sözlü sataşma kültürü!” yazıları başlıyor ve hem haklı korkuları olanları hem de gerçeklerin asla ortaya çıkmamasını yeğleyenleri eylem için bir araya topluyor.

Sosyopat fırsatçıların sosyal kapital toplamak ya da kasıtlı olarak düzeni bozmak için bu ifadeleri sığ biçimde lehlerine çevirebileceğini hepimiz biliyoruz. Tıpkı, sorunlu birini hemen kınamak veya dışlamanın, ayrımcı ilgisizliğe giden yol olduğunu bildiğimiz gibi. Elbette, orada tehlikeler var, ancak sosyal kapitale sıkı sıkıya sarılmış olanlar, sosyal kapitalizmin eleştirisini, sosyal kapitalin dağılımını değiştiren herhangi bir harekete karşı kullanılacak bir silah haline getirmeye başladı.  Olay yerindeki baskın kişiye sözlü sataşmak, sosyal kapitalizmin bir eylemi haline gelir –”sadece daha fazla kapital istiyorlar ve puan kazanmaya çalışıyorlar” – peki ya sosyal kapitalin pasif olarak sürdürülmesi ve kullanılması? Bunda yanlış bir şey yok! İstismarcının arkadaşı, kazazede hakkında saçma sapan konuşmak için ulusal arkadaş ağını kullanıyor ve bu asla sosyal kapitalizm olarak görülmüyor; ama adamı protesto eden genç eşcinsel çocuk kalabalığı –gerçek “kapitalistler”–, sosyal kapitali yıkmaya gelen aç sırtlanlar olarak görülüyor.

En yaygın biçiminde “onarıcı adalet”, statükoyu doğal olarak destekleyen sessizlik ve birliğe yönelik bir yanlılık haline geldi. Ve bu, sosyal kapitalizm eleştirilerini,  hiyerarşi ve tekellerin anarşist eleştirisinden, bireycilik ve kırılmaya karşı kesinlikle anarşist olmayan bir düşmanlığa çeviriyor. Bu resimde, kapitalizmdeki yanlış onun sözde bireyciliği ve akışkanlığıdır, hiyerarşisi ve katılığı değil. Toplulukların ve örgütlerin sağlamlığı lehine kazazedeleri marjinalleştirmek, böyle çarpık bir bakış açısının doğal sonucudur.

Anarşizm, arızanın çeşitli muhtemel yönleri arasında bir denge kurarak dert ve tehlikeli bir yol öngörür. Tabii ki, uzun vadede, yaşamak istediğimiz dünyayı, her zaman insanları tamamen ortadan kaldırarak inşa etmeyeceğiz – bu, sözlü sataşma kültürünün bir başarısızlık modudur. Fakat kısa vadede sıklıkla kanamayı durdurmamız gerektiğini bilmek önemlidir. Tecavüzcülere, ispiyonculara, vs. karşı çizgiler çekmek açıkça kesinlikle önemlidir. Dünya kadar zaman ve enerjimiz yok ve bazı insanların gruba dahil edilmesi, zorunlu olarak diğerlerinin dışlanması anlamına gelir. Kısa vadede seçtiğimiz taktikler her zaman görmek istediğimiz ütopyanın birebir prefigüratifi olamaz. Anarşi herkesin birbirini yumruklaması değildir, fakat yine de birçok bağlamda yumruk atmamız gerekli. Birbirine zengince bağlı, bereketli bir dünya istiyoruz, ancak daha fazla bağlantı kurmak bazen zarar hakkında yayın yapmak ve onun etrafından dolaşmak demektir.

Free Markets & Capitalism?
Markets Not Capitalism
Organization Theory
Conscience of an Anarchist